top of page

Sosyal Kaygı Bozukluğu (SAB) Hakkında Bildiklerimiz




Sosyal Kaygı Bozukluğu, kişinin başkaları tarafından olumsuz değerlendirileceği, eleştirileceği, küçümseneceği ya da rezil olacağı düşüncesiyle yoğun kaygı, utanma,

gerilim ve kaçınma yaşadığı bir psikiyatrik bozukluktur.

 

DSM-5’e göre temel özellikleri:

 

·      Başkalarının önünde değerlendirilme korkusu

·      Sosyal ortamlara karşı belirgin ve sürekli kaygı

·      Kaygıyı azaltmak için kaçınma davranışları

·      Bu durumun en az 6 ay sürmesi

·      Günlük yaşamı, iş/okul performansını veya ilişkileri belirgin şekilde bozması

 

Sosyal kaygı bozukluğunda kişi “dikkatin insanlar üzerinde olduğu ortamları” tehdit gibi algılar.

·      Örnekler: sunum yapmak, yeni biriyle tanışmak, kalabalığa girmek, bir şey sipariş etmek, tuvalete gitmek, topluluk içinde yemek yemek, göz teması kurmak.

 

Sosyal Kaygı — Bozukluk Olmadan da Görülebilen Bir Durum

 

Her yoğun sosyal kaygı bozukluk değildir. Birçok insan zaman zaman: yeni ortamda, kalabalıkta, otorite figürleriyle konuşurken, ilgi odağı olabileceği durumlarda yükselmiş sosyal kaygı yaşayabilir.

Bu evrimsel olarak normaldir:

Beyin “gruptan dışlanma → hayatta kalma riski” bağlantısından dolayı sosyal tehditleri abartmaya meyillidir.

 

Bozukluk haline gelmesi için: süreklilik, geri çekilme, işlev kaybı, kontrol edilemez yoğunluk gerekmektedir.

 

Yani sosyal kaygı spektrumu vardır; hafiften şiddetliye kadar değişebilir.

 

Sosyal Kaygıda Görülen Mental, Bedensel ve Davranışsal Tepkiler

 

Aşağıdaki tepkiler hem bozuklukta hem “yüksek sosyal kaygı yaşayan ancak bozukluk tanısı olmayan” kişilerde görülebilir.

 

Bu tepkiler 3 temel mekanizma üzerinden ortaya çıkar:

 

Bedensel Tepkiler (Fizyolojik)

 

Sempatik sinir sistemi “tehlikede olabilirsin” mesajı verdiğinde:

·      Yüz kızarması

·      Terleme

·      Ellerde titreme

·      Kalp çarpıntısı

·      Hızlı ve yüzeysel nefes

·      Göğüste sıkışma

·      Mide–bağırsak hareketlerinde artış (mide bulantısı, karın boşalma hissi)

·      Kas gerginliği, çene sıkma

Bunların hepsi normal anksiyete fizyolojisidir; tehlikeyi değil, “uyanıklığı” gösterir.

Tehlike: Gerçek fiziksel bir tehdit (saldırı, kaza, ölüm riski vb.)

Uyanıklık (uyarılmışlık): Beynin seni hazır hâle getirmesi, bedeni hızla aktive etmesi.

 

Mental Tepkiler (Bilişsel)

 

Sosyal kaygıda beden belirtileri felaket olarak yorumlanır:

·      “Herkes bana bakıyor”

·      “Beni yargılıyorlar”

·      “Saçma bir şey söylersem küçümseneceğim”

·      “Kontrolü kaybedeceğim”

·      “Titrediğimi görecekler ve aptal sanacaklar”

·      “Benimle ilgili kötü bir şey fark edecekler”

Bu otomatik düşünceler, bedensel tepkileri daha da artırır → kaygı döngüsü.

 

Örneğin:

·      Kalp hızının artması → “öleceğim” değil; “kan pompalama hızlandı.”

·      Terleme → “herkes fark edecek, rezil olacağım” değil; “vücut ısısını ayarlıyor.”

·      Titreme → “kontrolü kaybediyorum” değil; “kaslar enerjiye hazırlanıyor.”

·      Mide hareketleri → “kötü bir şey oluyor” değil; “sindirim sistemi ikinci plana geçti.”

Hepsi sinir sisteminde savaş-kaç tepkisinin sonuçlarıdır.

Yani sorun beden tepkileri değil, onları tehlike sanmamızdır.

 

Davranışsal Tepkiler (Kaçınma ve Güvenlik Davranışları)

Kişi kaygıyı azaltmak için:

·      sosyal ortamlardan uzak durur,

·      erken çıkar,

·      göz teması kurmaz,

·      kendini sürekli kontrol eder,

·      yüzünü, sesini, ellerini saklamaya çalışır,

·      telefonla oyalanır,

·      yavaş konuşur veya hızlı konuşur,

·      “güvenli davranışlar” geliştirir.

Bu davranışlar kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede kaygıyı pekiştirir.

 

Özetle, sosyal kaygı, başkaları tarafından değerlendirilmeye ilişkin bir kaygıdır.

Sosyal kaygı bozukluğu, bunun yoğun, sürekli ve işlev bozucu bir forma dönüşmüş halidir.

Her iki durumda da:

 

Fizyolojik belirtiler → Felaket yorumları → Kaçınma davranışları

şeklinde bir döngü görülür.

 

 
 
 

Yorumlar


Nisbetiye, Etiler

info@pskelifcelik.com

+90 530 108 32 23

  • LinkedIn
  • Instagram

Tüm hakları saklıdır ©2021 | Uzman Klinik Psikolog Elif Çelik

bottom of page